31 Temmuz 2009 Cuma

* SİNEMANİ / Türkler Kan İçer miydi?

Julie Delpy, Kontes filmini hem yazmış, hem yönetmiş ve hem başrolünü üstlenmiş. Aferin ona! Avrupa’nın "Karanlık Çağı"ndan faydalanan diğer sinemacılar gibi ilginç bir film çekebilmiş… Ancak bunları tartışmadan önce filmin tanıtım bülteninin aktarmak istiyorum:

“Aşk, intikam ve gurur arasında kalan kanlı katil Kontes Bathory’nin yükseliş ve düşüşünün öyküsü. 1560 doğumlu kontes, 14 yaşında iken nüfuzlu bir lord ile evlendirilir. Dönemin en güzel, akıllı ve güçlü kadını olarak anılan kontes, erkeklerin hâkim olduğu ve sadece onların sözünün geçtiği bir dünyaya başkaldıran bir kadın olarak öne çıktı. Bir davette kendinden oldukça genç olan Istvan’a âşık olur ve tutku dolu bir aşk yaşarlar. Fakat bu mutlulukları uzun sürmeyecektir çünkü Istvan’ın babası Kont Thurzo oğlunu ondan ayırmak için planlar kurmaktadır. Kontesi, yaşı büyük olduğu için oğlu tarafından sevilemyeciğine inandırır ve sonunda ancak bakirelerin kanıyla yıkanarak genç kalabileceğine inanmaya başlar. Bir sürü bakire kadın kaleye getirilir ve bir daha da görülmezler. Bu arada Erzebet de giderek daha çok delirir ve takıntılı hale gelir. Sevdiğinin babası tarafından kurulan politik bir komplonun kurbanı olduğunu fark ettiğinde ise artık çok geçtir.”

Cümleleri aynen aldım. Çünkü ifade kısırlığı bir yana enformasyon yetersizliğini vurgulamak istedim. Ümit ederim ki film dağıtımcıları basını bilgilendirme konusunu biraz daha ciddiye alırlar...

Kontes filmini seyrettikten sonra gördüm ki, Osmanlı Devleti bilinen dünyanın yarısını elinde tuttuğu zamanda yani 16. yüzyılda, Macar asilzadeleri diğer Batılı asilzadeler gibi inanılmaz bir cehalet içinde imişler. Tıpkı bizimkilerin bu günlerde kan içen Tapınak Şövalyelerinin, Kuru Kafa Tarikatlarının dünyayı idare ettiği hurafelerine inandıkları gibi, Türklerin bakire kanı içerek genç ve güçlü kaldığına inanıyorlarmış…

Ta 1680’lere (Film 1560’da geçtiğine göre 120 sene sonra) Avrupalı aydınların İslam ve Türkleri, uydurdukları hurafeleri bir yana bırakıp, kendi realitesi içinde kavramaya ve bTürk gerçeğini kabul etmeye başladıkları döneme kadar bu uydurmalar sürüp gitti. Kontes filminde, aslında toprak ve servet paylamışımı için dolap çeviren asilzadelerin bu hurafeleri nasıl kendi menfaatlerine kullandıkları olgusu alttan alta anlatılıyor (Ömer Seyfettin’in Sanduka hikâyesindeki espiriyi hatırlayın.) Film ancak bu bakımdan ciddiye alınmalı.

16. yüzyılda pek çok Batılı, Kuran’daki "Kan haramdır." yasağına uyarak etini yemek için öldürdükleri hayvanların kanını son damlasına kadar akıtan Türklerin, bakire genç kız ve erkek kanı içtiğine gerçekten inanıyordu! Tabii bu “devşirme geleneğine" karşı o günün cahil Batılı yakıştırması olduğu kadar bu çocukların aslında memleketlerindekinden çok daha iyi bir hayatı yaşadıkları gerçeğini örtmeye dayalı bir iftiraydı. Bilmezlikten geldikleri, kendi halklarından sakladıkları, Kontes’in kanlarıyla banyo yapmak istediği bakir ve bakire gençlerin, Türkleştirildiklerinde kız ise sultan (yani kraliçe), erkek ise veziriazam (yani başbakan) olabileceği gerçeğiydi...

Nitekim Kontes ile aynı çağda yaşayan Venedik’in ünlü ailelerinden Baffo’ların kızı, Türk denizciler tarafından esir alınıp Osmanlı sarayına getirildiğinde 15 yaşında bir bakireydi. Safiye adı verilerek III. Murad ile evlendirildi. Sultan (yani kraliçe) oldu. III. Mehmed’i doğurarak imparatoriçeliğinin yolunu açtı! (Bu durumda Safiye Sultan’ın kanı aksa aksa gerdek gecesinde ve Mehmed’i doğururken akmıştır!)

Kontes’in eline tutuşturulan kitap –ki bu kitabı okur ve uygular- muhtemelen o dönemin yobaz papaz veya kendini aydın zanneden koyu Türk düşmanı cahil yazarları tarafından kaleme alınmış bir kitaptır (Filmin gerçekliğini sorgulamıyorum, tarihi gerçeklerden bahsediyorum çünkü Kontes filmi 16. yüzyıla dair gerçeklikten yola çıkılarak yapılmış…)

Sözün özü: Türkler tarihlerindeki en büyük uygarlığı yaşarken Batı tam bir cehalet içinde yüzüyordu. Herhangi bir Türk vezirinin kütüphanesindeki kitap sayısı tüm Avrupalı kralların kitaplığındaki kitapların sayısından fazlaydı. Türkler, Avrupa’dan devşirdikleri çocukları Türk köylüsünün yanına gönderip Türkçe, İslam itikadı ve ibadetleri öğretiyor, daha sonra yüksek eğitim vererek bu çocukların her birin bir başka alanda “Pax Ottoman” için kullanıyordu. Aynı yüzyıllarda Kontes gibi kadıncağızlar kendi köylüsünün kanı ile banyo yapıyordu!Bugün ne durumdayız?

Bugün biz cehalet çukurunda debeleniyoruz. İngilizce eğitim veren kurumlarda okuyan çocuklarımız Batılılara hizmet veriyor! Mesela Irak’ta Müslüman öldüren askerlerin hikâyesinin anlatıldığı filmlerdeki ABD askerlerine altyazılarda “gazi” veya “şehit” diyebiliyorlar (Bir yazımda sorduğum gibi, ‘Onlar şehitse Çanakkale’de ölen Mehmetçik’e ne diyeceğiz? Onlar gazi ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ne diyeceğiz?’)

Buna karşılık Batı kültürü çerçevesi dışında kalan milyonlarca gencimize ne oluyor? Çocukların işsizlikten kanları kuruyor! Yerli Kont ve Konteslere Duyurulur…


Bu yazı 31 Temmuz 2007 de Bizim Gazete'de yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder