7 Ağustos 2009 Cuma

* SİNEMANİ / Hep Senin Aşkınla

Dişçide sıra beklemek koltuğa oturtup diş yaptırmaktan beterdir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Bir felaketi beklemek yaşamaktan daha zordur!” dediği gibi…
Yıllardan beri, GATA’da, gönül ehli doktor dostlarımız sayesinde, o koltuğa StarBucks’ta kahve içmek için oturulan koltuklardan birine otururmuş gibi kuruluyorum (Bu arada bizim kahveden başkalarına iltifat etmediğimi, hele kahveyi self servis olarak satan bir yere gidip keyif yapacak yerde kendine kahve taşımayı bir tür ahmaklık gibi gördüğümü belirteyim…)
Başka bir mekânda öyle midir, bilemiyorum ama burada sıra beklerken veya koltuktayken veyahut işiniz bittikten sonra nefeslenirken pek çok tanıdığınız ile karşılaşma ihtimaliniz yüksektir. Yeni dostluklar kurma imkânı ise her zaman açık bir kapıdır.
Güleç yüzlü Emine Hanım’ın getirdiği demini almış çayı içip sıramı beklerken önce Eczacı Memduh Bey geldi. Tipik bir “Eski İstanbullu”. Hani derler ya “İstanbul Beyefendisi” diye. Öyle. Geçenlerde Üsküdar’daki eczanelerine uğradığımda büyük ney üstadı Niyazi Sayın Bey teşrif etmişlerdi. İki kare fotoğraf çekebilmek için diller dökmüştüm. Hazret, kerhen izin vermişti. Fotoğrafı çekilirken kameraya bakmamıştı bile… Bir başka defasında oturuyorken İsmet Özel gelmişti. Türk tarihi ve Cengiz Aytmatov üzerine şairin “özel lisanını” kullandığı ucu çıkmaz sokağa giden bir tartışma yapmıştık… Talihsiz bir zamandı. Çünkü tarih ve Aytmatov adına kalbim kırık çıkmıştım o cedelden!
Neyse…
Bence Doç. Dr. Yumuşhan Günay gibi gönül ehli doktorların GATA’da yarattığı atmosfere dönelim… O hastalarının dişini iyileştirirken biz Memduh Bey ile sinema, internetten film indirme, hard diskte kaç film sakladığı, DVD saklamanın sakıncaları… Oradan bir tarih mecmuasının verdiği müzik CD’si… Ve Bimen Şen’in hicaz makamındaki “Firkatin aldı bütün neşve-yi tâbım bu gece” mısraı ile başlayan şarkısına kadar geldik. Memduh Bey, “O zamanın piyasa şarkısı idi ama bugün bunu besteleyecek çapta bestekârımız bile kalmadı!” Dedi. Ben güftesini merak ettim. Sözleri bir Osmanlı Yahudisine ait diye biliyordum. Memduh Bey hatırlayamadı (Avram Naum olabilir dedi, sonra emin olamadığını söyledi) ama güftenin baş harflerinin akrostiş olduğunu, toplamında “Fatma” ismine tekabül ettiğini izah etti.
Bakalım öylemiymiş?
( F )irkatin aldı bütün neşve-yi tâbım bu gece - ( A )ğlamaktan yine zehroldu şarabım bu gece - ( T )aştı peymane-yi gam, kalmadı şekvaya mecal - ( M )ihverimde dolaşır leşker-i enduhi melâl - ( H )ep senin aşkın ile böyle harabım bu gece…
Evet, aynen değdi gibi. Tabii Arap harfleriyle yazılan Türkçenin kurallarını bilmeyenler için bu durum garip gelebilir. İzah edeyim: Fatma kelimesi Arap harfleri ile yazıldığında sondaki (he=güzel he!), (a) okunduğu için (İsmet Paşa’nın Türkiyâ demesini hatırlayın!) akrostiş olduğu apaçık ortaya çıkar…


İşte bizim kültürünüzün ipuçları buralardadır. Yahudi bir vatandaş Fatma isimli Müslüman bir kıza âşık olur. Ermeni bir vatandaş bunu besteleyerek tarihileştirir…
İşin ilginç yanı bize “birlikte yaşama- çok kültürlülük” cakaları satan Amerikan ve Avrupa tarzı kahve içme mekânlarında bu kültürel kodlar artık konuşulmuyor! Sevgili gönül dostu doktorlarımızın yarattığı atmosferler sadece bedeni şifa değil aynı zamanda kültür ve ruh şifamızı bulduğumuz karşı mekânlar olmaya devam ediyor.

Bu yazı 24.07.2009'da Bizim Gazete'de yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder