4 Eylül 2009 Cuma

* SİNEMANİ / Bu Kez Ümit Kırıklığı Olmasın!

Türkiye’mizde, farkında mısınız bilmiyorum, her şey yer değiştiriyor. Bu hükme nereden vardığımı uzun uzun anlatıp kafanızı şişirecek değilim. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ın Antalya Uluslararası Altın Portakal Film Festivali için yayınladığı demeci okuyunca şafak bir daha attı bende…
Bildirinin başlığı “Gelenekten geleceğe” gibi sağın çok kullandığı birleşik bir kavram. Yahya Kemal’in “Süreklilik içinde değişme” fikrinin sağcılar tarafından cılkı çıkana kadar kullanılmış biçimi. Ama Sayın Profesörün ağzında bu birleşik kavram, yeni bir anlam kazanıyor. Çünkü Akaydın, "gelenek" derken Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra gelenekselleşenleri kast ediyor. Oysa sağcılar "gelenek" ile Osmanlı dönemini kast eder ve içinde mutlaka dini bir anlam vardır. Cumhuriyet kurulduğundan beri devrimi (inkılâpları) savunun CHP, bugün Cumhuriyet’in oluşturduğu değerleri korumak için “gelenekçi” bir tutum sergilemeye başlamış oluyor ki, işin buraya kadar varmasında sağın kültür ve sanat alanındaki büyük başarısızlıkları ve solun zihin tembelliği vardır.

Sağ kesimin ister siyasi ve isterse kültür alanlarında olsun sürekli geçmişe vurgu yapması ebru, minyatür, tezhip ve hat sanatı gibi bazı değerli sanatların yeniden canlanıp hayat bulmasına sebep oldu ama gerisi gelemedi. Oysa "gelenekten geleceğe" demek, Paşa’nın deyimi ile “Muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak” için bir sentez, bir terkip oluşturmak demek…

Lafı dolandırmadan örnek gösterebilirim: geçen hafta kaybettiğimiz rahmetli Yücel Çakmaklı’nın “Milli Sinema” çerçevesinde çektiği filmler, bizde geleneği olmayan sinema sanatının üzerine türban giydirmekten başka bir şey değildi. Bu yüzden Çakmaklı ve ekolü, kendi küçük havzası içinde kaldı. Hiçbir zaman büyük bir sanat hareketine dönüşemedi. Ardından gelen isimlerin bu anlamda iyi bir sınav veremediklerini net biçimde görülmektedir.

Sinema sanatını yerlerde süründüren sağcı anlayışın festivali nasıl oluyordu? Elbette Batı Avrupa’da yapılan festivallere türban takmaya benziyordu. Tabii burada türban takma ifademi Zeytinburnu’ndaki gecekondulu bir kıza türban takmak gibi değil, mesela Scarlett Johansson’a türban takmak gibi algılamanız gerekiyor… Yani Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen Batı türü sanat hareket ve etkinliklerinin sağcı kesimin fark edemediği bir geleneği oluşmuş bulunmaktadır. İşte Prof. Dr. Akaydın bunun farkına varmış görünüyor ve “gelenekten geleceğe” derken eminim artık ulusallaşmış değerlere sahip çıktığını vurguluyor.

İstanbul’da yapılan ilk basın toplantısından beri Prof. Akaydın ve ekibini anlamaya çalışıyorum. Yapacakları işin ulusal kökenlerine sahip çıkıp çıkmayacaklarını merak ediyorum. Hatta en üst seviyedeki festival yöneticilerine ulaştırdığım “gelenekten geleceğe” yaklaşımına çok uyan bir projenin reddedilmesini, bu sebeple Sayın Başkan’a bildirmedim. Bundan önceki yönetime de aynı şekilde destek vermiştim. İlk yıl bütün gücümle haberlerini yapmıştım; Menderes Türel’in dostluğunu kazanmış olmayı bir yana bırakırsam pek çok bakımdan hayal kırıklığına uğramıştım.

***

Başkanın “gelenekten geleceğe” başlıklı demecini okuduktan sonra ümit ediyorum ki, bu defa hem vergileri ile festivali destekleyen halkımız hem de Türk sineması adına hayal kırıklığına uğramayacağız…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder