11 Nisan 2013 Perşembe

Prof. Sami Şekeroğlu: "Yeşilçam Buraya Giremez!"


Bunca yıldır, İstanbul Film Festivali’ni takip ediyorum, hiç bu kadar zorlanmamıştım. Acil durumlar festivalin ilk haftasını feci bir kesintiye uğrattı ama nihayet yerli malı bazı filmleri seyretmeye başladım. Şu ana kadar gördüklerimin içinde “harika” dedirtecek bir iş yok diyebilirim.  Belki bundan sonra seyredecekler arasında festival için sabahın köründen gece yarılarına kadar Taksim nöbeti tutmama, sabaha karşı (00:00’dan sonra) şirazesi dağılmış tip tip insanla otobüs yolculukları yapmama değecek filmler çıkabilir!

Seyirdeki bu olumsuz hava şartlarına rağmen ara sıra limanlara da uğramıyor değiliz. Bu limanlardan biri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi’ydi. Vesikalı Yarim filminin restore edilmesi vesilesiyle uğradığımız okulun Yeşilçam 1 Salonu’nda ikinci defa film seyretme imkanı bulmanın hazzını yaşadım. Hem salonun güzelliği hem de yapılan işin mükemmelliği, Mimar Sinan’dan keyifle ayrılıp Beşiktaş’a kadar yürümeme sebep oldu. Hem de gecenin ayazında, yağmur da çiselerken…


Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi elemanlarının yaptığı işin özeti ise şöyle: Vesikalı Yarim, yıpranmış orijinal negatiften, yüksek çözünürlükte (4K ARRISCAN) taranarak dijitaliz edilip 135.134 resme ayılarak işbi 135.134 resmin her birindeki fiziksel ve görsel bozukluklar onarılmış, toz ve çizikler yok edilmiş, film aslına uygun olarak restore edilmiş. Sesi de aynı yöntemlerle onarılmış ve görüntüyle eşleştirilmiş. Dijital işlem tamamlandıktan sonra 35 mm polyester film üzerine negatif görüntü ve 35 mm bağımsız bir ses negatifi elde edilmiş, filmin ömrü 500 yıldan fazla uzatılmış… Üstelik bu işlerin tümü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi öğretim üyeleri kontrolünde kendi yetiştirdiği restoratörler tarafından GROUPAMA’nın maddi katkılarıyla tamamlanmış.

Peki, bu kahramanlar kimler? Esra Berk Eren, Turgut Şekeroğlu, Serap Arslan, Eyüp Altınışık, Kadir Uçun, Delal Geylani, Koray Arıgümüş, Mert Bakım, Şevki Murt Kaya, Leyla Ayaz, Pınar Kedikli, Adem Erkoçak, Amina Askerova… Diğer teknik işlemler ise Hande Sezmez (yoğunluk),  Afif Ataman ve Mert Atalar (laboratuar)tarafından gerçekleştirilmiş.

İBRETLİK KONUŞMA

Bu gurur gecesinin baş mimarı Sami Şekeroğlu ise ibretlik bir konuşmayla şaheseri taçlandırdı...

"Yeşilçam’ın Değerli Sanatçıları, Yaratıcıları, Sayın Konuklar... Ben aslında çok fazla vaktinizi almak istemiyorum. Bir iki anı anlatacağım.

Yeşilçam deyimini eskiden entel takımı, aydın geçinen takım, Türk sinemasını aşağılamak için kullanırdı ve ben o zaman Yeşilçam sinemasıyla büyümüş bir çocuktum. Çocukluğumda da zaten hep beraber büyüdüm onunla. Beni de çok suçlarlardı...

Belki Türkan Hanım için de sürpriz olacak bir olay 
anlatayım. Cumhuriyetin ellinci yılı kutlanacak, bir komisyon kurmuş Üniversite, – benim Üniversitemden bahsediyorum – beni de komisyona almışlar. Gittik, toplandık, konuşuldu falan, herkes bir şey söylüyor, onu yapalım, bunu yapalım diye... Mustafa Cezzar (sanat tarihi profesörü) bana “Sende bir şey yok mu? Yani sinemada bir şey yok mu? Sinemadan bir program ayarlasan iyi olur” dedi. Ben düşündüm, “Türkan Hanım yönetmenlik yaptı, filmin adı Dönüş.  Konuşayım, onun galasını yapabiliriz mesela burada” dedim. Rektörün gözleri parladı, “Çok iyi olur” dedi. Komisyondaki üyelerden önemli bir sanatçı, ismini vermeyeceğim, masaya bir yumruk vurdu, “Yeşilçam buraya giremez!” dedi, “Biz yüksek sanat yapıyoruz burada.” Rektör de bir yumruk vurdu masaya, “Senin yüksek sanatına başlarım şimdi” diye bağırmaya başladı ve “Defol! Defol!” diyerek... O sanatçıyı kovdu. Adam çıktı gitti. Ve karar verdik, ben Türkan Hanım’la konuştum, galayı yaptık, Dönüş’ün galası çok güzel oldu.

Ve bize de bir kapı açtı. Yani Türk filmlerini gösteriyorduk ama zor gösteriyorduk. Herkes aleyhimde kampanya açıyordu, burayı Yeşilçam’a çevirdi falan diye. Sanıyorum ki bir sene sürmedi, bir sene içinde filmlerle beraber beni de üniversite dışına çıkardı Üniversite Senatosu. (O zaman kurulun adı Temsilciler Kurulu’ydu) Yapı Endüstri Merkezi’ne gittim, orada bir salon vardı, boştu, kiraladım, film gösterilerini ve diğer faaliyetleri iki yıl orada yaptım. İki sene sonra da tekrar geri çağırdılar. Yani bugüne gelmek çok kolay olmadı.

Ama şimdi her şey değişti. Müthiş bir değişme oldu. Şimdi herkes Türk sinemasını beğeniyor, ben gerisinde bile kaldım aslında.  Herkes Türk sinemasıyla müthiş haşır neşir, çok beğeniyorlar, çok samimi buluyorlar. Geçmişte böyle olmuyordu, zordu...
Düşünebiliyor musunuz, burayı Yeşilçam’a çevirdi diyerek beni suçlayıp dışarı atan Üniversitem bugün Türkiye’nin en iyi üç sinema salonuna sahip; adları da Yeşilçam 1, Yeşilçam 2, Yeşilçam 3...

"DEĞERSİZ FİLMLERİ NEDEN TOPLUYORSUN?" 

Milli Gençlik Teşkilatı başkanı, rahmetli oldu, çok değerli bir insandı, Alp Kuran; bir gün beni çağırdı, ben öğrenci idim o zaman. Dedi ki “Seni takdir ediyoruz, iyi çalışıyorsun ama bu Yeşilçam filmlerini oluşturuyormuşsun  ne işe yarıyor bunlar?”. “Topluyorum, merakım var” dedim. “Ama yani değersiz şeylermiş, çok kötü filmler onlar, öyle diyorlar” dedi. “Ben” dedim, “size bir şey söyleyeyim, sizin bir çocuğunuz olsa, çok çirkin olsa, ne yaparsınız, sokağa mı atacaksınız? Bunlar bizim filmlerimiz. İyi veya kötü”. Hatta bunun bir yazısını da yazdım ben sonra. “Bunlar bizim filmlerimiz yani, siz iyisini yaparsınız, onun yerine koyarsınız” dedim. Orada bir liste okudu, ünlü bir kişinin ihbarı idi hakkımda; listeyi okudu; “Bak mesela bu kötü filmler” dedi.  “Susuz Yaz,  Yılanların Öcü”... “Bunlar iyi filmler” dedim, “Niye bunları okuyorsunuz?” Bir takım filmler daha okudu. Dedim ki “Siz filmleri sinema eseri olarak değerlendirmezsiniz de, onların belge değeri var, mesela köprünün eski görüntüleri var, Haliç Köprüsü’nün görüntüleri, eski Üsküdar var yani bizim için bunlar da bir değer” dedim. Biraz vaziyeti idare etmeye çalıştım. Sonra düşündü, bana anlayış gösterdi ve bana uzun süre de destek verdi.

"DÜNYANIN EN İYİ RESTORASYON TEŞKİLATI BİZDE"

Daha başka başka olaylar da anlatıp sizi yormak istemiyorum. Bunları topladık, 10.000 film var, üstünde oturuyorsunuz şu anda. Bu salonun altında, büyük, aşağı yukarı 1500 metrekare arazi içinde 10.000 film korunuyor. Filmleri toplayıp korumak bir şey ifade etmiyor. Yani onların hayatını sürdürmek, onları gelecek kuşaklara ulaştırmak lazımdı. Elli üç yıldır peşindeyim bu işin ben ve en son Amerika’da yapılan bir toplantıya katıldım. Bu restorasyon konusu yeni başlamıştı, daha halledilmemiştir  Bir şansımız oldu; Planlama Teşkilatı verdiğim programı da kabul etti. Buradaki çocuklar, ben tabi o zaman emekli olmuştum ama öğrencilerim yani profesör öğrencilerim, onlar yönetiyor kurumu, başardılar ve parayı aldılar, büyük bir yatırım yaptık. Şimdi dünyanın en iyi teşkilatına sahip bir restorasyon teşkilatı var. Öğrenciler çalışıyor ama bütün bunları kullandığınız zaman, para da bulduğunuz zaman, Türk sinemasını kurtarmak için tam 250 yıl lazım. Demek ki biz 200-250 film kurtarabilirsek, Türk sinemasını temsilen, belki iyi bir şey yapmış olacağız. Bu bakımdan Groupama’nın bu işe girmesi ve bize destek olması, son üç yıldır biz beraber çalışıyoruz, gerçekten büyük, takdir edilmesi gereken bir faaliyet. İyi işler yaptık. Gördünüz herhalde. Biz şimdi, son derece rahat söyleyebilirim, bütün dünyayla karşılaştırabilirsiniz, mesela ‘Hudutların Kanunu’ İtalya’da yapıldı, rezalet bir şeydi. Görmenizi isterim. Biz de üç tane yaptık. Onların da şimdi birini göreceksiniz. Öbürleri de oynadı zaten. Örnekleri de internette.

"NE KADAR KURTARIRSAK KARDIR"

Bunları genç çocuklar yapıyor. Şunun için anlatıyorum. Genç öğrenciler, çok küçük paralar verebiliyoruz onlara. Uzmanlaşması için bir eğitim veriyoruz, bunlar doktora öğrencileri, yüksek lisans öğrencileri ve başlarında, tabi profesör hocaları var, yürütüyoruz. Bu film çok zor oldu. Gerçi ‘Üç Arkadaş’ bundan daha kötüydü ama bu filmde de birçok problemler vardı. Ama bunu sanıyorum ki ‘Üç Arkadaş’tan daha iyi yaptık.  Sesi bir defa bunun daha iyi oldu. O zaman ses restorasyon ünitemiz yoktu, şimdi ses için de her türlü imkanımız var. Bundan sonra da daha iyi şeyler yapacağımızı sanıyorum. Bu üçlü birleşme, yani İstanbul Film Festivali, Groupama ve Mimar Sinan Üniversitesi eğer devam ederse ben de biraz daha yaşarsam, uzun yaşadım aslında 75 yaş fazla, bunu sürdüreceğim yani, sonuna kadar sürdüreceğim...

Ne kadar kurtarırsak kȃrdır. Şimdi çok acil kurtarılması gereken filmler var, onlar nitrat filmler, yanar filmler, çok çabuk bozuluyorlar. Bunlardan da 50-60 tane var şu anda. Ayrıca bildiğiniz gibi Kültür Bakanlığı’nın belgelerini yapıyoruz. 600 küsur tane teslim ettik. Bunları da bitirince Türk sinemasına, tamamen Türk sinemasına tahsis edeceğiz.
Aklımdakiler bunlar şimdi. Bu kadar yeter zaten. Filmi seyredeceksiniz. Ben kurumu kurarken ‘Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz’ demiştim. Şimdi işi görüp ondan sonra beni yargılayın."

GIOVANNI SCOGNAMILLO 


Agâh Özgüç, “Yeşilçam’ın Orijinalleri ve Marjinalleri” isimli yeni kitabını Giovanni Scognamillo için imzalamış ve artık evinden çıkamayacak kadar yaşlı birisi haline gelen arkadaşına bizzat takdime karar vermiş. Birlikte gitmeyi teklif etti, gittik. Nişantaşı’nın arka sokaklarında eski bir binanın giriş katında bir dairede yaşıyor Bay Giovanni. Yanında kendisiyle birlikte mutlu olduğu gözlerinden belli olan Gayane isimli bir Ermeni Hanım var. Birlikte film izliyorlarmış. Gayane, Bay Givoanni’nin çalışmalarına yardım ediyormuş. Özgüç ve arkadaşı uzun uzun sohbet ettiler. Eski İstanbul’un yok edilişinden, vefasız eski dost-yapımcılara, arşivcilikten telif meselelerine kadar konuşmadıkları şey kalmadı desem yeridir. Bu arada ben de cep telefonumla birkaç kare fotoğraf ve video kaydetmeyi ihmal etmedim…

GÜLER, EMEK SİNEMASINDA DAKİKALARCA ALKIŞLANMIŞTI

İçişleri Bakanı Muammer Güler
Daha önce de yazdım: Türkiye'nin siyasi, ekonomik, sivil ve askeri bürokrat-elitleri değiştirilirken Cumhuriyet’in erken dönemde yarattığı sanat ve kültür dünyasının beşeri ve fiziki değerlerinin aynen kalacağını sanmak büyük bir hatadır. Emek sinemasının bulunduğu binanın yıkılarak yeniden yapılması bunun tipik bir örneğidir. Tabii bu başka, Sayın Muammer Güler gibi İstanbul valiliği yapmış, şehir hakkında “ayn el-yakin” tecrübesi olan bir İçişleri Bakanı’nın SİYAD üyelerine terörist muamelesi çekilmesi esnasında sorumlu bakan olması başka. İstanbul'da katıldığı ilk film festivali açılışını ve yaptığı konuşmayı hatırlıyorum. Emek Sineması'ndaydık. O zamanki Kültür Bakanı  Erkan Mumcu da salondaydı. Güler o kadar kısa bir konuşma yapmıştı ki, önceki gün biber gazı ve coplarla ödüllendirilenler (!) sayın Güler'i dakikalarca alkışlamışlardı. Evet, alkışlar konuşmadan çok çok uzun sürmüştü! 
Şimdi şu an, Valiliği sırasında, adından söz ettiğim bütün yazılarımda pozitif değerlendirmelerde bulunduğum Sayın Güler için yazacak olumlu birkaç cümle bulamamanın üzüntüsünü yaşıyorum! 

Emek Sineması ve protestocular.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder